Tesettür, moda ve İslam'da kılık-kıyafet
Gülay Pınarbaşı
Kadın Aile Dergisi
İletişimin alabildiğine önem taşıdığı ve özellikle hızlı iletişimin çok
yaygın olduğu çağımızda, insanlar artık hergün evlerine giren gazete, dergi,
televizyon ya da radyo gibi medya araçları sayesinde ister istemez ortak bir
gündem takip etmek zorunda kalıyorlar. Ortaya çıkan her bilgi ve atılan her
fikir, kolayca ve kısa sürede çok geniş bir kitleye ulaşabiliyor.
Kılık-kıyafet modası da çok geniş kitlelere hitab edebilen bu iletişim
araçlarıyla tüm dünyaya çok kısa sürelerde yayılabilen bir konudur. Ancak
Müslüman kadının iletişim araçlarıyla kendisine ulaşan modayı farklı
yönlerden değerlendirmesi ve ancak kendi uygun gördüğü kadarına rağbet
etmesi uygun olur. Zira Müslüman kadın, kendi modasını kendisi tesbit
etmeli, böylece de dünyayı etkisi altına alan herhangi bir akıma ya da
kalıba bağlı kalarak kendini sınırlamamalıdır. Modayı, "göze estetik ve
güzel gelen herşey" diye tanımlarsa, mümin kadın aklı ve estetik anlayışı
ile giyim tarzını rahatlıkla kendisi ayarlayabilir.
Üstelik Müslüman kadının moda anlayışı, Kur'an-ı Kerim'in koyduğu sınırları
korumak kaydıyla özgürdür. Seçilen kıyafetlerin mevsimine uygun, kendi
arasında renk ahengi taşıyan şekilde olması oldukça önemli bir konudur.
Sağlık koşullarının gözönünde bulundurulması da başlı başına üzerinde
durulması gereken bir husustur. Bu önemli faktörlerin dışında Müslüman kadın
dilediği şekilde giyinmekte özgürdür.
Tesettür, Müslüman kadını diğer kadınlardan ayıran en belirgin özelliktir.
Bu yüzdendir ki, mümin kadın diğer ibadetleri gibi tesettür konusunda da
büyük bir titizlik göstererek, Allah (c.c.)'ın koyduğu sınırları zevkle ve
şevkle korur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in indirildiği ilk dönemlerde mümin
kadınlar için tesettür çok önemli bir unsur olmuş, onların müşrikler ve
inkarcılardan tamamıyla ayrılarak tanınmalarına vesile olmuştur. İslâm'ın
onlara tanıdığı özgürlüğü vurgulamaları, dışarda eziyet görmemeleri ve
iffetlerini korumaları için dış elbiselerini üstlerine almaları
emredilmiştir. Ahzab Sûresi'nin 59'uncu âyetinde mümin kadınların nasıl
tesettüre girecekleri ve örtünmenin sınırları Cenab-ı Allah tarafından
belirtilmiştir.
"Ey peygamber eşlerine ve kadınlarına ve müminlerin kadınlarına dış
elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle: onların (özgür
ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur..."
(Ahzab Sûresi, 59)
Ayet-i kerimede de açıkça ifade edildiği gibi "dış elbise" kadının evden
dışarı çıkarken giydiği bir kıyafettir. Bu giyim şekli, dışarıda "özgür ve
iffetli" bilinmesi, eziyet görmemesi için Allah-u Teâlâ'nın koyduğu bir
tedbirdir. Bunun için tesettüre dikkat etmek ve bu konuda Cenab-ı Allah'ın
koyduğu sınırları titizlikle korumak çok önemlidir. Çünkü bir ibadet ve ecir
kaynağı olmanın yanısıra, Allah-u Teâlâ mümin kadınların "özgür ve iffetli"
tanınmalarını, kıyafetlerine gösterdikleri titizliğe bağlamıştır. Bu şekilde
mümin kadınlara karşı herkesin kalbinde doğal bir saygı oluşmaktadır.
Böylece hem mümin kadın özgür ve iffetli olmanın şerefini taşır ve ecrini
alır, hem de ibadetini tam olarak yerine getirmiş ve Allah-u Teâlâ
tarafından konulmuş olan sınırlarla korunmuş olur.
Kur'an-ı Kerim'in bir başka ayetinde de mümin kadınlara tesettür şu şekilde
açıklanmıştır:
"Mümin kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçınsınlar ve
ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden
görüneni hariç. Başörtülerini yakalarının üstünü (kapatacak şekilde)
koysunlar..." (Nur Sûresi, 31)
Tesettür, mümin kadına asalet, saygı ve onur getirir. Hayatına Kur'an-ı
Kerim'in koyduğu sınırlar çerçevesinde yön veren mümin kadın, elbette ki
Allah'ın kendisine indirdiği dini yaşamakla yükümlüdür. Bu yüzden de
Kur'an-ı Kerim'in nüzul edildiği dönemden bu yana mümin kadınlar, tesettür
ibadetlerini titizlikle uygulamaktadırlar. Tesettür konusunda farklı
zamanlarda ve farklı mekanlarda baskı gören müslüman kadınlar, Allah
(c.c.)'ın emrettiği bu ibadetten kesinlikle taviz vermemişlerdir.
İnkârcıların bütün çabaları sonuçsuz kalmış, müminleri yollarından hiçbir
şekilde alıkoyamamışlardır.
Müslümanın asıl görevi; hayatı boyunca Allah'ı razı etmek ve ona yakınlaşmak
için yol aramaktır. Allah (c.c.)'ın dinini tebliğ ve temsil etmek ise, bu
yolların en önemlilerinden biridir. Müminler, Cenab-ı Allah'ın emrettiği
ahlâkı yalnızca kendilerini korumakla kalmayıp, onu çevrelerine de tebliğ
ederek yaygınlaşmasını sağlamakla yükümlüdürler. Bilindiği gibi lisan-ı hal,
lisan-ı kaldan daha tesirli ve kuvvetlidir. Çevrelerindeki insanların İslâm
ahlâkını anlayabilmeleri, müminlerin yaşadıkları ahlâkı yalnızca sözle değil
kendi halleriyle de dışarıya yansıtması çok önemlidir. Müslüman kadına düşen
görev, konuşmasından tavırlarına, şahsiyetinden dış görünüşüne kadar her
yönüyle İslâm dinine, en güzel şekilde hizmet etmektir. Mümin kadın
cahiliyeye, dinin güzelliğini ve güzel ahlâkı anlatırken, kendisinde de bu
üstün özelliklerin bulunduğunun farkedilmesi gerekir. Bu şekilde insanların
üzerinde bırakılan etki kuşkusuz büyük olacaktır.
O halde, tüm dünyaya her konuda örnek olmaya talip olmuş mümin kadın için de
şık giyinmek, estetik ve uyuma dikkat etmek konusu gündeme gelmektedir. Bu
yüzden kılık-kıyafet âdâbını çok teferruatlı bilmek ve uygulamak gerekir.
Özellikle tebliğ sorumluluğunu üstlenmiş kişilerin bu konuda son derece
titiz davranmaları gerekmektedir.
Unutulmamalıdır ki, İslâm sanat ve estetiğe de önem veren bir dindir.
Kur'an-ı Kerim'de bir çok ayette cennet tasvirleri yapılırken, oradaki
güzellik, sanat ve estetik çarpıcı bir biçimde vurgulanmıştır.
Tüm bunların yanısıra tesettürün tekdüze, yalnızca şekil ve renkten ibaret
olarak algılanıp uygulanması da yanlıştır. Tarih boyunca, zaman ve topluma
göre değişen çeşitli zevklerin, o toplumların kıyafetlerine yansıması çok
doğaldır. Pek çok farklı model ve renk seneden seneye moda olabilmekte ve
insanlar tarafından beğenilmektedir. Müminlerin kıyafetlerinde asıl olan
ise, daha önce de belirtildiği gibi, Allah-u Teâlâ'nın sınırlarının
titizlikle korunmasıdır. Bu konuda Allah (c.c.)'ın sınırlarına gereken
dikkat gösterildikten sonra, pekçok farklı renk ve şekilde giyim şekli
bulunabilir. Müminler, gösterdikleri güzel ahlâka karşılık cennette herşeyin
en güzeline layık oldukları gibi, bu dünyada da üzerlerinde taşıdıkları
iffet ve şerefle herşeyin en iyisini yapmakta asıl hak sahibi olan
kimselerdir.
Kur'an-ı Kerim'de Allah (c.c.)'ın sınırlarını koruyan, iffetine dikkat eden
kadınların, ahirette daha güzeliyle ödüllendireleceği ifade edilmektedir.
Ayetlerde mümin kadına birer nimet ve ödül olarak cennette ağır atlastan
işlenmiş elbiseler, ipekler, inci ve altın ve gümüş ziynetlerden
bahsedilmektedir. Cenab,ı Allah cennetteki bu nimetleri yalnızca mümin
kadına vaadetmektedir.
Cahiliye kurallarının yaşandığı bir toplumda ise bugün kadın, asıl olması
gerektiğinden daha farklı bir pozisyonda karşımızdadır. Her türlü
maneviyatsızlık, hissiyatsızlığın içinde kadın, topluma ayak uydurarak yoz
bir ahlâk içerisine girmiştir. Her türlü iffetsizliği, açık-saçıklığı
kendine kâr bilen cahiliye kadınları manen zarara uğradıkları gibi, maddî
zarara da uğrarlar. Böyle bir ahlâk anlayışı içinde olan bir toplumda ise
şüphesiz ki, kadın gün geçtikçe saygınlığını kaybedecektir.
Bu yüzdendir ki, Cenab-ı Allah'a bize iman nasip ettiği için çok şükretmeli,
bizi hidayete erdirip İslâm ahlâkını bize yaşattığı için çokça hamd
etmeliyiz.